Rüşvet, kayırmacılık, ağır vergiler, uzmanların susturulması ve görevlerin ehil olmayan kişilere verilmesi… Koçi Bey’in dört asır önce yaptığı uyarılar, tarihin niçin dönüp dolaşıp benzer sorunlara geldiğini anlatıyor.
Bir devletin en büyük tehdidi bazen sınırlarının ötesinde aranmaz; kendi koridorlarında dolaşır. Masaların üstünde biriken dosyalarda, hak etmeyene açılan kapılarda, gerçeği söylemek yerine güçlü olana hoş görünmeyi seçenlerin suskunluğunda… Yaklaşık dört yüz yıl önce Osmanlı sarayında yaşayan Koçi Bey, devlet düzenindeki çözülmeyi tam da buradan okudu. Padişaha sunduğu risale, yalnızca XVII. yüzyıl yönetim aksaklıklarını kayda geçiren tarihî bir metin sayılmaz; adalet, liyakat ve kurumsal düzen zayıfladığında güçlü görünen bir yapının içeriden nasıl aşındığını gösteren isabetli bir teşhistir.
Koçi Bey’in hayatına dair bilgiler sınırlıdır. Arnavut kökenli olduğu, devşirme yoluyla saraya geldiği, Enderun’da yetiştiği ve özellikle IV. Murad’ın güvenini kazanarak çevresindeki isimlerden biri hâline geldiği biliniyor. Sarayın içinden konuşması, risaleye ayrı bir ağırlık kazandırır. Zira o, devlet mekanizmasını uzaktan izleyen bir gözlemci değil; kararların nasıl alındığını, kimlerin padişaha ulaşabildiğini, hangi dedikoduların kariyerleri bitirdiğini ve çıkar çevrelerinin yönetimi nasıl etkilediğini yakından gören bir saray mensubudur.
Kaynaklara göre Koçi Bey’in 1631’de IV. Murad’a sunduğu metin, Osmanlı’da padişaha sunulan ilk yazılı reform raporu niteliğindedir. Ardından Sultan İbrahim için ikinci bir risale kaleme alır. İlkinde bozulmaları teşhis eder ve çözüm önerileri getirir; ikincisinde devlet erkânıyla ilişkilerden vergi ve para işlerine, elçi kabulünden fermanların yazımına kadar hükümdarlığın adeta uygulamalı el kitabını sunar. Bu yönüyle Koçi Bey, yalnızca eleştiren biri değil; yönetime nasıl çekidüzen verilebileceğini tarif eden erken dönem bir reform düşünürüdür.
Teşhis listesinin başında rüşvet yer alır. Koçi Bey, memleketin harap olmasına, hazinenin azalmasına, fitne ve karışıklığın çoğalmasına yol açan temel unsur olarak “rüşvet şeytanı”nı işaret eder. Ancak rüşveti yalnızca el altından para alışverişi şeklinde görmez. Mesele daha geniştir: Görevlerin ehil kişilere değil, saraya yakın olanlara verilmesi; makamların para ve aracılık yoluyla dağıtılması; başarılı yöneticilerin kıskançlık, iftira ve dedikoduyla görevden uzaklaştırılması; karar vericilerin kişisel sadakati mesleki yeterliliğin önüne koyması… Bugünün diliyle söylersek Koçi Bey, yozlaşmayı tek tek kötü niyetli kişilere indirgemez; yanlış teşvikler üreten bir düzene bağlar.
Burada tarih duygusunu güçlendiren asıl nokta, şikâyetlerin şaşırtıcı ölçüde tanıdık gelmesidir. Makamların liyakate göre dağıtılmaması, kayırmacılık, sürekli kadro değişiklikleri, uzmanlığın değersizleşmesi, mali yükün halka aktarılması ve kurumların kişilere bağımlı hâle gelmesi… Dört asır boyunca devletlerin biçimi, teknolojisi ve dili değişti; iyi yönetimin temel soruları ise pek değişmedi: Göreve kim getiriliyor? O kişi işini biliyor mu? Kararını hukuk ve bilgiyle mi, yakınlık ve korkuyla mı veriyor? Başarılı olan korunuyor mu, yoksa yeni bir güç dengesi oluştuğunda kolayca tasfiye mi ediliyor?
Koçi Bey’in en güçlü vurgularından biri, görevde istikrar ile dürüstlük arasındaki bağdır. Ona göre vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri ve yüksek görevliler işlerini iyi yaptıkları sürece sebepsiz yere azledilmemelidir. Aynı yaklaşım bilim ve yargı mensupları için de geçerlidir. Çünkü makamının her an elinden alınabileceğini düşünen kişi, hakikati söylemek yerine kendisini korumaya yönelir. Koçi Bey, şeyhülislamların, kazaskerlerin ve kadıların sık sık görevden alınmasının onları devlet büyüklerine yaranmaya, doğruları perdelemeye ve herkesin hatırını gözetmeye ittiğini anlatır. Bu tespit, modern kurumlar açısından da güncelliğini korur: Güvencesiz uzman bağımsız karar veremez; bağımsız karar üretemeyen kurum ise adalet üretemez.
Liyakat meselesi risalenin neredeyse bütün alanlarına yayılır. Divan kâtiplerinin kanun bilen, kalemi güçlü ve dış hükümdarlara mektup yazabilecek yetenekte kişiler olması; maliye görevlilerinin bilgili, şuurlu ve güvenilir kimselerden seçilmesi gerektiği vurgulanır. Kadılık içinse ölçüt son derece nettir: Aracılık, yaş, soy ya da kıdem değil; bilgi ve ehliyet. Koçi Bey’in “Kadılık yolunda vasıta bilgidir” düşüncesi, liyakatin yalnızca bir ahlak çağrısı olmadığını gösterir. Liyakat, devletin karar kalitesini belirleyen teknik bir zorunluluktur. Yanlış kişi yanlış karar verir; yanlış karar vergi düzeninden adalete, askerî yapıdan toplumsal huzura kadar bütün sistemi etkiler.
Risalede dikkat çeken bir başka boyut, mali adalet ile yönetim kalitesinin birbirinden ayrı düşünülmemesidir. Koçi Bey’e göre askerî kadroların ihtiyaçtan fazla büyütülmesi hazinenin yükünü artırır; bu yük de daha ağır vergiler yoluyla halka yansır. Vergisini ödeyemeyenler baskı görür, halk yoksullaşır, üretim ve düzen sarsılır. Zincir açıktır: Liyakatsiz ve denetimsiz kadrolaşma maliyeti yükseltir; yükselen maliyet vergiye dönüşür; adaletsiz vergi toplumsal güveni aşındırır. Bu yüzden bütçe disiplini, personel politikası ve adalet birbirinden kopuk başlıklar sayılmaz. Bir kurumun kapısından liyakatsizlik girdiğinde, faturası çoğu zaman toplumun tamamına çıkar.
Tımar ve zeamet düzenindeki bozulma da aynı mantığı izler. Önceleri savaşta yararlılık gösteren ve bölgesini tanıyan kişilere verilen dirliklerin zamanla merkezdeki nüfuz ilişkileri üzerinden dağıtılması, hem yerel adaleti hem de devletin taşradaki etkinliğini zayıflatır. Hakkı yenilen kişi artık şikâyet edeceği tarafsız bir makam bulamaz; görev hak etmeyene gider; emek ve cesaret karşılık bulmazken yakınlık kazanç getirir. Koçi Bey’in itirazı, çok temel bir yönetim ilkesine dayanır: Ödül ile katkı arasındaki bağ koptuğunda sistem yürümez. İnsanlar çabanın değil bağlantının sonuç verdiğine inandığında kuruma sadakat de kamu yararı duygusu da zayıflar.
Bilim insanlarına verdiği önem, risalenin bugün için belki de en ilham verici yanlarından biridir. Koçi Bey, “bilginin devamı bilginlerdedir” diyerek yalnızca âlimlere saygı çağrısı yapmaz; bilginin üretilebilmesi için ehil insanların seçilmesi, korunması ve çalışmalarını sürdürebilecekleri bir düzen kurulması gerektiğini savunur. Bilgi, kişisel hayranlıkla büyümez; kurumsal güvenceyle gelişir. Bir toplum uzmanlığın yerine sadakati, eleştirinin yerine itaati, kanıtın yerine nüfuzu koyduğunda yalnızca akademisini zayıflatmaz; geleceğini de zedeler.
Koçi Bey’in önerilerinin akıbeti ise tekrar eden başka bir dersi görünür kılar. IV. Murad döneminde rüşvetin sınırlanması, yeniçerilerin disipline edilmesi ve saray çevresinin müdahalesinin azaltılması yönünde adımlar atılmış olsa da bu hamleler kalıcı bir kurumsal dönüşüme evrilmedi. Reformlar büyük ölçüde hükümdarın gücü ve kararlılığıyla sınırlı kaldı. Hükümdar değiştiğinde eski sorunlar yeniden baş gösterdi. Bu tablo, güçlü bir yöneticinin geçici bir düzen sağlayabileceğini; kurallar, denetim mekanizmaları ve liyakate dayalı kurumlar kurulmadıkça kalıcı iyileşmenin zor olduğunu gösterir.
Belki de “tarih tekerrür eder” sözünü yeniden düşünmek gerekir. Tarih, insanlar geçmişi hiç okumadığı için tekrar etmez; aynı teşvikleri, aynı keyfîliği ve aynı kurumsal zaafları yeniden ürettiği için benzer sonuçlar doğurur. İsimler değişir, makamların unvanları değişir, raporların dili değişir; adalet zedeleniyor, liyakat geri plana itiliyor ve hesap verebilirlik silikleşiyorsa ortaya çıkan tablo birbirine yaklaşır.
Koçi Bey Risalesi bu nedenle sararmış sayfalarda kalmış bir saray nasihati sayılmaz. Dört yüz yıl öteden bugüne uzanan bir yönetim aynasıdır. Devletin yalnızca kanunlarla ayakta durmadığını; doğru insanı doğru göreve getirme iradesiyle, otorite kadar adaletle, reform ilanları kadar sürdürülebilir kurumlarla güç kazandığını hatırlatır. En önemlisi şunu söyler: Hak edenin hakkını aldığı, bilenin sözünün karşılık bulduğu, gücün kuralla sınırlandığı yerde düzen güçlenir. Bunların yerini yakınlık, korku ve çıkar aldığında ise en görkemli yapıların içinde bile çatlaklar büyür.
Bu yazı, Ali Fuat Gökçe’nin “Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri: Koçi Bey Risalesi” başlıklı çalışması temel alınarak hazırlanmıştır.