Toprak, avcı-toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçişten bu yana insan emeğinin ve teknolojinin merkezinde yer alıyor. Hayvan gücünden makinelere uzanan toprak işleme süreci, binlerce yıldır üretimin temel belirleyicilerinden biri. Bu nedenle tarım denildiğinde çoğu zaman köy yaşamı, traktör, ekili arazi, hayvanlar ve ekonomik olarak dezavantajlı köylü bireyler akla geliyor. Tarım, geleneksel bilgi birikimini bugüne taşıyan güçlü bir köprü olmakla birlikte, tarımla uğraşan bireylerin “köylü” kavramı üzerinden ekonomik ve sosyokültürel dezavantajlarla özdeşleştirilmesine de yol açtı. “Köylü” kelimesi kimi zaman “saf ve temiz” anlamında kullanılsa da çoğu bağlamda “okumamış, bilgisiz ve yoksul” çağrışımlarıyla anılıyor.

Oysa bu tablo tarımla uğraşan halkın kaderi değil. Tarımda gelişmiş ülkelerde öne çıkan ortak eğilimler; tarımda çalışan nüfusun azalması, tarım topraklarının aşırı bölünmemesi, makineleşmenin artması, biyoteknoloji ve ürün iyileştirme çalışmalarının yaygınlaşması, gübre ve ilaç teknolojilerinin gelişmesi, etkin sulama politikaları ve hassas tarım uygulamalarıdır. Tarımsal üretim insanlığın varoluşunu güvence altına alan temel faaliyettir. Ancak üretim hacmi büyük olsa da emek yoğun üretimde bireylere düşen gelir çoğu zaman düşük kalır. Bu nedenle tarımda çalışan bireyin, geleneksel “köylü” tanımının dışına çıkarak endüstriyel ve teknoloji destekli üretimin nitelikli aktörüne dönüşmesi gerekir. Temel hedef kişi başına üretim değerini ve katma değeri artırmaktır. Bu hedef çok boyutlu olsa da makineleşme, doğrudan çıktıya etkisi ve diğer gelişme eksenleriyle bağlantısı nedeniyle ayrı bir yerde durur.

Dünya ölçeğinde tarımda ilerleme; daha büyük işletmeler, daha fazla teknoloji, rekabetçi maliyetler ve verim artışıyla tanımlanıyor. Tarımsal makineleşmede insan ve hayvan gücünü en fazla azaltan unsur ise traktör ve bağlı tarım makineleri oldu. Buna rağmen geleneksel makine kullanımı çoğu zaman bir veya daha fazla kişilik ekiplere dayanıyor; bu ekipler de rutin ama hâlâ insan emeği gerektiren işleri yürütüyor. Bugün tarımsal gelişimde yeni bir aşamaya, yani akıllı otonom tarım makinelerine gelmiş durumdayız.

Tarım makinelerinin önemli bölümü traktörler ve entegre ekipmanlardan oluşur. Bu makinelerin etkin kullanımı; nitelikli operatör, sürüş becerisi ve saha deneyimi gerektirir. Bitkiler arasının sürülmesi, ekim, dikim, bakım ve hasat işlemleri basit bir araç kullanımından çok daha fazla dikkat ve uzmanlık ister. Ülkemizde birçok tarla sahibinin traktörü olmasına rağmen belirli işler için özel yetenekli operatörleri saatlik olarak çalıştırdığını görüyoruz. Hasat ve ekim gibi yoğun dönemlerde bu personeli bulmak pahalı, kimi zaman da imkânsız hale gelebiliyor. Personel maliyeti, kesintisiz çalışmanın mümkün olmaması ve ölçeklenebilirlik sorunları, otonom sistemlerin önemini artırıyor.

Analiz firmalarının tahminlerine göre önümüzdeki yıllarda dünyada tarımsal teknoloji ve makine tedarik pazarının yaklaşık 240 milyar dolara, sürücüsüz otonom tarım araçları pazarının ise yaklaşık 45 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu süreçte hassas tarım uygulamalarının artması, akıllı otonom traktörlerin yaygınlaşması, karmaşık makineler için kiralama ve hizmet merkezlerinin kurulması, mazot dışı enerji kaynaklarının devreye girmesi öngörülüyor. Hassas tarım ve otonom traktörler, daha kaliteli, düşük maliyetli ve verimli üretimi mümkün kılacak. Makinelerin yüksek maliyeti nedeniyle paylaşımlı kullanım ve hizmet tabanlı iş modelleri çiftçiler açısından kritik hale gelecek.

Akıllı otonom tarım makineleri içinde en kritik unsur, akıllı tarım araçları ve traktörlerdir. Bu araçlar, operatör işgücünün maliyet ve sınırlayıcı etkisini azaltarak üretimde süreklilik sağlar. Otonom otomobiller popüler olsa da otonom tarım araçları; kontrollü saha koşulları ve görev odaklı çalışma biçimleri sayesinde daha yüksek katma değerle uygulanabilir. Çünkü tarım aracının görevi yalnızca bir noktadan diğerine gitmek değildir; ekim, dikim, bakım ve hasat gibi uzmanlık isteyen süreçleri tarlada doğru ve verimli biçimde gerçekleştirmektir.

Akıllı otonom araçlar, nitelikli veriyle beslenen sistemler olarak geleneksel çiftçiligi farklı bir boyuta taşıyor. Üstelik otonomi tek bir düzeyden ibaret değil; farklı seviyelerde katma değer sağlayan çözümler var.

Birinci seviye kılavuz sistemleridir. Bu düzeyde araç hâlâ operatör tarafından kullanılır; ancak yardımcı teknolojiler ürün sıralarının ezilmeden takip edilmesini, doğru dönüşleri, yakıt ve emek tasarrufunu sağlar. Operatörün algısal yükü azalır, verim artar.

İkinci seviye koordinasyon ve optimizasyondur. Araç ve çevresel verilerden oluşan veri kümeleriyle sürüş hızı, güç çıkışı ve hareket planları optimize edilir; uydu görüntüleri, sulama ölçümleri ve saha verileri karar süreçlerine dâhil edilir.

Üçüncü seviye operatör destekli otonomidir. Bu modelde operatör tamamen ortadan kalkmaz; ancak aracın sürülmesinden çok yapılan işe ve arka ekipmanın görevine odaklanır. Böylece yardımcı personel ihtiyacı azalır, karmaşık işlemler daha nitelikli yapılır ve operatör performansı artar.

Dördüncü seviye süpervize otonomidir. Bu araçlar uzaktan izlenen ve kısmen otonom çalışan sistemlerdir. Çiftçi araç üzerinde bulunmak yerine izleme ve gerektiğinde müdahale rolünü üstlenir; zamanını daha stratejik işlere ayırabilir. GPS, kamera ve algılama sistemleriyle desteklenen bu araçlar hassas navigasyon yapabilir, engelleri algılayabilir ve çalışma planını uyarlayabilir.

Beşinci seviye tam otonomidir. Bu düzeyde araç, tanımlanmış hedef doğrultusunda tüm süreci kendi başına yürütür; operatör çiftlik ofisinden izleme yapabilir ya da süreç tamamen operatörsüz işleyebilir.

Görünen o ki tarımsal otomasyon, fabrika ortamından tarlaya taşınan “ışıklar kapalı üretim” yaklaşımıyla insan emeğinin kullanımını giderek azaltacak. Geleceğin çiftçisi; iyi bir teknoloji kullanıcısı, eğitimli, Ar-Ge’ye değer veren ve artan katma değer sayesinde daha yüksek refah düzeyine ulaşabilen bir üretici olacak. Teknopark bünyesinde Ar-Ge çalışmalarını sürdüren birçok firma, akıllı otonom tarım makinelerinin bu beş seviyesinde çeşitli alt alanlara katkı sunabilecek kapasitede.

Sektörden ve politika yapıcılardan beklenen; teknopark firmaları ve teknoloji şirketleriyle iş birliği yaparak teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, üreten ve ihraç eden bir modeli kurmalarıdır. Teknolojik altyapısı bilinen alt sistemlerin doğru biçimde birleştirilmesiyle geliştirilecek akıllı otonom tarım makineleri, ülkemiz tarımının verimliliğine, rekabetçiliğine ve kırsal refaha önemli katkı sağlayacaktır. Böylece “köylü milletin efendisidir” fikri, nostaljik bir slogan olmaktan çıkar; teknolojiyle güçlendirilmiş somut bir kalkınma vizyonuna dönüşür.

Mehmet Göktürk