Küresel yatırımcılar, Türk varlıklarına yönelik iştahlarında ani ve sert bir değişime işaret ediyor; Haziran 2026’nın ilk haftasında sermayeyi eşi görülmemiş bir hızla geri çektiler. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı haftalık menkul kıymet verilerine göre, yabancı portföy yatırımcıları yalnızca geçen hafta hisse senedi piyasasında net yaklaşık 857 milyon dolarlık satış yaptı. Bu rakam, karşılaştırılabilir verilerin tutulmaya başlandığı dönemden bu yana Türk sermaye piyasalarında herhangi bir yedi günlük süreçte kaydedilen en yüksek hisse tasfiyesi hacmi olarak tarihi bir eşiğe işaret ediyor; Karadeniz bölgesindeki gelişen piyasa koşullarını izleyen uluslararası aktörlerin uzun vadeli pozisyonları ile mevcut işlem iştahı arasındaki keskin ayrışmayı da görünür kılıyor.

Çıkış yalnızca hisselerle sınırlı kalmadı. Merkez bankası verilerinin daha geniş bir okuması, Haziran başında sona eren aynı beş iş günü içinde yabancı yatırımcıların devletin ihraç ettiği hazine bonoları ile özel sektör tahvillerini de elden çıkardığını gösteriyor. Hisse satışlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, TL cinsi varlıklardan toplam net çıkışın raporlanan istatistiklere göre tek bir haftada 1,4 milyar dolara yaklaştığı görülüyor. Devlet tahvillerindeki çıkış bu tutara doğrudan yaklaşık 279 milyon dolar katkı yaparken, özel sektör tahvilleri de yaklaşık 261 milyon dolarlık ek sermayenin, piyasa baskısının arttığı ve yerel para birimi çerçevesinde kısa vadeli getirilere yönelik temkinin güçlendiği bu günlerde, yurtiçi finansal sistemden ayrılmasına neden oldu.

Bu sert geri çekilme, Mayıs 2026 sonuna kadar açıklanan resmi yılbaşından bugüne performans göstergeleriyle belirgin bir tezat oluşturuyor; söz konusu göstergeler, 1 Ocak’tan bu yana yabancı ilgisine dair daha farklı bir hikâyeye işaret ediyordu. Yabancı katılımcılar, daha uzun bu dönemde hisse senedinde net pozitif bir duruşu korumuş; kümülatif giriş 915 milyon doların üzerine çıkmıştı. Ancak hızlı tersine dönüş, ikinci çeyreğin kapanışına yaklaşılırken risk beklentilerinin yeniden ayarlandığını ve olası oynaklığın, küresel fon yöneticilerini kısa vadede varlık biriktirmek yerine nakdi korumayı tercih etmeye itebileceğini düşündürüyor.

Öte yandan, verilerin yıl ortasına kadar izlediği bu zaman diliminde, yabancıların maruziyeti açısından kamu borcu ile özel sektör borcu piyasaları arasında yapısal bir ayrım da sürüyor. Devlet tahvili pozisyonları, 2026 boyunca süren belirgin satış baskısı eşliğinde toplamda yaklaşık 2 milyar dolarlık net çıkış görürken; kurumsal tahviller, Haziran’ın ilk günlerinde haftalık tasfiye işlemleri yaşanmasına rağmen birikimli sahiplikler bağlamında farklı bir tablo sunuyor ve sabit getirili segmentlerde risk iştahına ilişkin karışık sinyaller veriyor. Bu pencerede haftalık satışlar görülse de kümülatif veriler, yabancı alıcıların yılın daha erken döneminde özel sektör borç portföylerine yaklaşık 750 milyon dolar eklediğini; buna karşılık egemen tahvil yatırımcılarının, maliye politikası kaygıları veya faiz beklentilerinin yeni devlet ihraçlarında talep edilen getirileri etkilemesiyle sürekli ters rüzgârlarla karşılaştığını gösteriyor.

Bu hafta kaydedilen toplulaştırılmış rakamlar, piyasa istikrarı açısından derin sonuçlar doğuruyor; zira bu tür çıkışlar genellikle döviz kurları ve hisse endeksleri üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, yerel yönetimlerin ihraç ettiği yeni borçlanma araçlarını elde tutmak için talep edilen getirileri yükseltiyor; yabancı sermaye de oynak ortamlarda alternatif korunma stratejilerine yöneliyor. Yatırımcılar, bu hamlelerin kısa vadeli küresel likidite koşullarına verilen taktik tepkiler mi yoksa Türkiye’nin ekonomik seyrine ilişkin temel bir yeniden değerlendirme mi olduğuna odaklanmış durumda; özellikle de önceki aylarda fiyat istikrarını zorlayan, kalıcı enflasyon dinamiklerinin, hanehalkı harcama düzeylerini ve üretim döngülerini sürdürebilmek için gerekli enerji kaynaklarının ithalat maliyetlerini izleyen resmi kurumların son tüketici verilerinde de çözüme kavuştuğuna dair bir işaret görülmemesi nedeniyle.

Yaz aylarının işlem seansları ilerlerken, piyasa aktörleri bu çıkışın tek seferlik bir şok mu yoksa yabancı kurumların bölgesel jeopolitik konumlanmaya bağlı maruziyet limitlerini yeniden hesapladığı, gelişen Türkiye piyasalarından yeni bir sermaye kaçışı eğiliminin başlangıcı mı olduğunu yakından izleyecek. Bu jeopolitik çerçeve, yerel borsalarda işlem gören tahvil getirilerine uygulanan risk primlerini, gelişmiş Batı ekonomilerindeki küresel hisse performans göstergeleriyle doğrudan bir korelasyon olmaksızın etkileyebiliyor. Merkez Bankası’nın bu tür likidite çekilmelerine vereceği yanıt da, önümüzdeki aylarda yabancı sermayeyi elde tutma ufkunu belirlemede kritik olacak; dengeli büyüme için ihtiyaç duyulan gelecekteki girişleri caydırabilecek ilave oynaklık sıçramalarına yol açmadan. Mali otoriteler ise, komşu rakiplere karşı rekabetçiliği korurken yurtiçi satın alma gücünü muhafaza etmeyi hedefleyen çok yıllı bütçe çerçeveleri üzerinde çalışmayı sürdürüyor.

Piyasa analistleri, daha önce kaydedilen uzun vadeli kazançlara rağmen güvenin yekpare olmadığını ve bu yargı alanında parasal yönetişimden sorumlu düzenleyici kurumların politika sinyallerine bağlı olarak hızla dalgalandığını vurguluyor. Bu sinyaller, bölgesel siyasi geçiş dönemlerinde veya küresel ekonomik belirsizlikte kurumsal akımların tonunu çoğu zaman belirliyor; kur riskinin, kur hareketleri yatırımcıların aleyhine döndüğünde, ağırlıkla dolar cinsinden yabancı yükümlülük taşıyan yatırımcıların getirilerini hızla aşındırabildiği oynak sektörlerde gelişen piyasa maruziyetine ilişkin yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor.