İstanbul, Türkiye — Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta başında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) 39. Genel Kurulu’nda binlerce iş insanı ve yabancı yatırımcıya hitap ettiği kararlı konuşmasında, artan jeopolitik rüzgârlara rağmen yerli sanayiyi destekleme iradesinden geri adım atmayacaklarını vurguladı. Haziran ayının son günlerinde Shangri-La Bosphorus Oteli’nden, küresel ve bölgesel krizlerin gölgesinde seslenen Erdoğan, yönetiminin ekonomik idaresini “başkalarının tökezlediği yerde istikrar” olarak çerçeveledi; devlet mekanizmalarının Türkiye’nin reel sektör ihtiyaçları için tamamen seferber olduğunu söyledi.

Konuşma, diplomatik nezaket cümlelerinden ziyade, iç piyasadaki finansal likiditeye ilişkin bir çalışma talimatı niteliği taşıdı. Erdoğan, son aylarda hem üretici hem de ihracatçıların krediye erişiminde gerçek zorluklar yaşandığını kamuoyu önünde kabul etti. Hafta içindeki Kabine toplantısında, Hazine ve Maliye Bakanı’na Ankara’dan doğrudan, geçmiş örnekleri mevcut verilerle birlikte inceleyerek kapsamlı bir çözüm çerçevesi oluşturma talimatı verildiğini aktardı. Bu açıklama, likidite darboğazlarına odaklanan stratejik bir yön değişimini, aynı anda da dış piyasa şoklarına karşı iç üretimi korumayı hedefleyen belirli bankacılık araçlarıyla devlet desteğinin güçlendirileceğini ortaya koyuyor.

Bu yeni ekonomik hamlenin merkezinde, ihracat kapasitesinin agresif biçimde genişletilmesi ve teknolojik bağımsızlığın artırılması yer alıyor; törende paylaşılan bazı dikkat çekici rakamlar bunu somutlaştırdı. Cumhurbaşkanı, 2025’i bir dönüm noktası olarak işaret ederek Türkiye’nin toplam mal ihracatının 395,9 milyar dolara ulaşıp Cumhuriyet döneminin önceki rekorlarını geride bıraktığını söyledi. Bu seviye, Erdoğan’ın 2002’de göreve geldiği dönemdeki yaklaşık 36 milyar dolarlık ihracatın on kattan fazla artması anlamına geliyor. Üstelik ticaretin niteliği de belirgin biçimde yüksek katma değerli imalat ve savunma teknolojileri lehine değişmiş durumda. Etkinlikte İstanbul merkezli yetkililerin paylaştığı yıllıklandırılmış verilere göre, orta-yüksek teknoloji ürün ihracatı artık toplam sevkiyatların neredeyse yarısını oluşturuyor ve yılda 114,4 milyar dolara ulaşıyor.

Havacılık ve savunma sanayii ise endüstriyel dayanıklılığın temel sütunlarından biri olarak özel vurgu aldı. Bu kalemde ihracatın yalnızca geçen yıl 10 milyar dolar eşiğini aşmasıyla Erdoğan, 2026’ya uzanan hızlanma eğilimine işaret eden büyüme patikalarını öne çıkardı. Yüksek marjlı bu sektörün ihracatı, mevcut takvim yılının ilk beş ayında yaklaşık yüzde otuz artarak aylık neredeyse 1 milyar dolara yaklaşan bir tempoya ulaştı. Bu göstergeler, salt mali başarı olarak değil; Türkiye’nin düşük katma değerli montaj bağımlılığından uzaklaşıp yenilik ve yerli mühendislik kapasitesinin sürüklediği bir modele geçtiğinin kanıtı olarak sunuluyor.

Üretim hedeflerinin ötesinde Erdoğan, sermaye akımlarını İstanbul ve diğer kritik ekonomik merkezlere yönlendirmeyi amaçlayan radikal teşvikleri de sıraladı. En yakın ve somut fayda, İstanbul Finans Merkezi projesine yönelik: Bu merkez üzerinden uluslararası ticaret yürüten şirketlere, faaliyet kârları üzerinden yirmi yıl boyunca kurumlar vergisi muafiyeti tanınacak. Ayrıca Türkiye genelinde transit ticaret yapan işletmelerin vergilendirilebilir kazançlarının yüzde 95’i matrahtan düşülecek. Bu politikalar, Türkiye’yi yalnızca bir üretim üssü değil; sermayenin ve işlemlerin sonuçlandığı küresel bir merkez hâline getirme arzusunu, yani malların içeride üretilip dışarı tüketildiği bir düzlemin ötesine geçme hedefini işaret ediyor.

Diğer önlemler, bireysel yatırımcıları, yüksek gelir grubunu ve varlıklarını taşımak ya da uzun vadeli ikamet planlamak isteyen Türk diasporası üyelerini hedefliyor. Cumhurbaşkanı, gelir kaynağının ülkeye geri getirilmesi ve yerel vergi statüsüne ilişkin belirli kriterleri karşılayanlara, Türkiye’de ikamet tesis etmeleri hâlinde yurtdışında elde edilen gelirler üzerinden kurumlar vergisini yirmi yıla kadar erteleme imkânı verecek yeni bir düzenlemeden söz etti. Sanayi üzerindeki yasal yükü azaltırken, yatırım yönetimi rollerine yönelik yükü ayrıca düşüren bu ikili yaklaşım; küresel kur oynaklığının arttığı, yatırımcıların güvenli liman aradığı dönemlerde sermaye çıkışını frenlemeye dönük açık bir girişim olarak okunuyor.

Makroekonomik istikrar başlığında Erdoğan, Türkiye’deki süreklilik ile Batı’daki siyasi kırılganlık arasında keskin bir karşıtlık kurdu. Pek çok parlamenter sistemin, ilk yasama dönemi tamamlanmadan dahi hükümetlerin erken düşüşleriyle sarsıldığını hatırlattı. Türkiye’de ise, komşu çatışma bölgelerinde enerji fiyat şokları ve küresel tedarik zincirlerini etkileyen pandemi artçılarına rağmen, yirmi üç çeyrek üst üste kesintisiz büyümenin korunduğunu belirtti. Erdoğan’a göre bu kurumsal öngörülebilirlik, Ankara’ya asimetrik bir avantaj sağlıyor; koalisyonların sık yaşadığı felç hâli olmadan, aynı anda birden fazla iç cepheyi yönetme kapasitesi kazandırıyor.

İstikrar anlatısı, Mevlânâ’nın pergel metaforuyla tarif edilen daha geniş bir diplomatik yeniden ayarlamayla da iç içe geçti: Bir ayağı içeride sabitken, diğer ayağı mesafeye ya da geçmiş husumetlere bakmadan dünyayı dolaşıp bağlantılar kuruyor. Yönetim, geleneksel Avrupa ortaklarının görece daha fazla ilgi gördüğü dönemin aksine, Afrika, Latin Amerika ve Asya pazarlarında genişletilen ticaret anlaşmaları ve vize kolaylaştırma girişimlerini öne çıkardı. Yalnızca 2025’te iki yüzü aşkın yabancı devlet ziyaretinin Türkiye’de ağırlanması ve Cumhurbaşkanı’nın bizzat gerçekleştirdiği yirmi iki yurtdışı seyahatiyle Ankara, herhangi bir jeopolitik bloğa ya da tek bir bölgesel pazar kuşağına bağımlılığı azaltacak biçimde ekonomik ortaklıklarını çeşitlendirme arayışını güçlü biçimde ortaya koyuyor.

Bu yapısal değişimler ve politika duyuruları kapsamında, dış ticaret dengelerini etkileyen yaz aylarının zirve dönemselliğinde geçici yavaşlamaların görülebildiğini de not eden Erdoğan, takvim etkileri zayıfladıkça haziran ihracatında toparlanma seyrine güvenini korudu. Konuşmasını, iş dünyasını yalnızca ekonomik aktörler değil, devletin yeni ekonomik vizyonunun diplomatik elçileri olarak konumlayarak tamamladı. Kamu-özel sektör ortaklığının sürdürülmesi çağrısı yapan Erdoğan, gelecekte piyasa dalgalanmaları reel sektör faaliyetlerini tehdit ettiğinde, devlet kaynaklarının verimsiz alanlara değil üretken sektörlere akmaya devam edeceğini yineledi.