Türkiye ticaretinin karmaşık tablosunda, son gelişmeler siyasi strateji ile ekonomik zorunluluğun dikkat çekici biçimde kesiştiğine işaret ediyor. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkan Vekili olarak görev yapan Ahmet Öksüz, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin yaklaşan yönetimiyle ilgili net bir mesaj verdi. Mevcut başkan Mustafa Gültepe’yi destekleyerek, kendi adaylığına dair spekülasyonlara fiilen nokta koydu. Öksüz’ün temel gerekçesi, zorlu bir dönemde birlik ihtiyacı. Sektörün toparlanmaya, güç birliğine ihtiyacı var; yönetim geçişi ayrışmayı derinleştirmek yerine iş birliğini güçlendirmeli. Tekstil sektörünün önemli bir isminden gelen bu destek, ağırlığı olan bir sinyal: Büyük ihracatçı birlikleri istikrar ihtiyacı konusunda hizalanıyor. Mesaj açık: Seçim süreci, dış ekonomik rüzgârlar karşısında sektörü zayıflatacak fay hatları üretmemeli.

Ne var ki yönetimdeki istikrar, temsil edilen işletmelerin temel sağlığıyla ayrılmaz biçimde bağlantılı. Bu liderlerin gündemini en çok meşgul eden kritik başlık, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaşayabilirliği. Mevcut ekonomik ortam, bu daha küçük yapıları ağır baskı altına aldı. Sektör yönetiminin değerlendirmesine göre yüksek operasyonel maliyetler, rekabet gücünün önünde ciddi bir bariyer oluşturuyor. Giderler arttıkça küçük işletmeler pazardaki paylarını korumakta zorlanıyor. Kârlılık üzerindeki baskı, birçok şirket için sürdürülemez bir seviyeye tırmanıyor; ihracat ekonomisinin omurgasını oluşturan köklü firmaların ömrünü dahi tehdit ediyor. Üretim maliyeti, paydaşların ortak tespitiyle bu yılın belirleyici sınaması haline gelmiş durumda ve büyümenin sürmesi açısından başlıca risk olarak görülüyor.

Bu maliyet baskısını hafifletmek için üretim coğrafyasında stratejik bir kayma öneriliyor. Yönetimden yükselen ortak kanaat, imalatın Anadolu’ya yönlendirilmesi gerektiği yönünde. Bu, basit bir tavsiye değil; geleceğe dönük yapısal bir öneri. Üretimi yüksek maliyetli metropollerden uzaklaştırmak, firmalara daha rekabetçi genel giderlere erişim imkânı sunuyor. Aynı zamanda dengeli bölgesel kalkınma hedefiyle de örtüşüyor. Sanayi tabanının merkezden çevreye yayılmasıyla ihracat sektörü, yerel ekonomik şoklara ve maliyet sıçramalarına karşı kırılganlığını azaltabilir. Elbette bu hamle, tarihsel olarak faaliyetlerini büyük kıyı kentlerinde yoğunlaştırmış pek çok firma için önemli bir lojistik ve kültürel dönüşüm anlamına geliyor. Kayma, tedarik zincirinin ülke genelinde nasıl örgütlendiğine dair köklü bir değişimi işaret ediyor.

Bu taşınma stratejisinin başarısı, büyük ölçüde destek mekanizmalarının varlığına bağlı. KOSGEB’in yürüttüğü Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Destekleme Programı, bu stratejik ihtiyaçlarla uyumlu bir çerçeve sunuyor. 2026 yılı için, koşulları sağlayan işletmelerin erişimine açık çeşitli destek programları aktif durumda. Bunlar arasında işgücü maliyetlerini istikrara kavuşturmayı hedefleyen İstihdamı Koruma Destek Programı ile üretim kabiliyetlerini modernize etmeyi amaçlayan Kapasite Geliştirme Destek Programı öne çıkıyor. Dijital dönüşüm desteği de kilit bir bileşen; taşınan tesislerin modern ve verimli olmasını güvence altına almayı hedefliyor. Bu araçlar, İstanbul’da ölçek küçültürken Anadolu’da kapasite büyütmeye çalışan şirketler için kritik. Bu spesifik programların varlığı, devletin şartları sağlayanlar için geçişi kolaylaştırmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Buna ek olarak finansal zemin, Kredi Garanti Fonu ve partner bankalar tarafından koordine edilen refinansman programları gibi girişimlerle destekleniyor. Büyük ölçekli yapısal dönüşümün ön koşulu sanayi finansmanı. Ekosistemin büyümeyi beslemek üzere kurgulanan parçası olarak Sektörel Gelişim Merkezleri (SEGEM’ler) de gündeme geliyor. Bu destek araçlarının varlığı, önerilen kaymayı taşıyacak altyapının hazır olduğuna işaret ediyor. YONDE danışmanlık ve değerlendirme desteğinin bulunması, taşınmanın karmaşıklığı içinde yol gösterici rehberliğin de erişilebilir olduğunu gösteriyor. 2026 başvuru dönemleri devam ediyor; bu da birlik liderlerinin stratejik önerilerini hayata geçirmek isteyen ihracatçılar için bir fırsat penceresi anlamına geliyor. Özellikle Küresel Rekabetçilik programı, işletmelerin iç yeniden yapılanma sürecinde rekabet avantajını kaybetmemesi için tasarlanmış durumda.

Özel sektör liderliği ile kamusal destek kurumları arasındaki sinerji giderek daha görünür hale geliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi yeni döneme ilerlerken odağın bu pratik dönüşümü mümkün kılmakta kalması gerekiyor. Öksüz’ün Gültepe’ye verdiği destek, siyasi sürtünmeyi azaltarak yapının maliyet ve konum gibi asıl meselelere yoğunlaşmasını sağlıyor. İhracat sektörü, etkili politika savunuculuğu için yönetim uyumunun bir ön koşul olduğunun farkında. Ancak gerçek başarı, Anadolu kaymasının ne kadar iyi icra edildiğiyle ölçülecek. Geçiş, yalnızca adres değişikliği değil; operasyon felsefesinin de değişmesini gerektiriyor. Devlet ile iş dünyası arasında yeni bir koordinasyon düzeyini zorunlu kılıyor.

Özel uzlaşı ve kamusal desteğe dayanan bu ikili yaklaşım, mevcut görünümü tanımlıyor. Anadolu’ya yöneliş, acil adımlar gerektiren uzun vadeli bir vizyonu temsil ediyor. 2026 dönemi boyunca destek programlarına başvurular sürerken, odak küçük işletmelerin ayakta kalmak ve büyümek için gerekli kaynaklara erişebilmesini sağlamak. Girişimcilik destek programlarında 2026 2. dönem başvurularının açık olması, yardım penceresinin hem yeni girişimcilere hem mevcut işletmelere açık olduğuna işaret ediyor. Bu zamanlama, operasyonlarını yeniden yapılandırmayı planlayan firmalar için kritik. Yönetimde istikrarı, kamu kurumlarının somut desteğiyle birleştirerek sektör, mevcut türbülansı aşmayı hedefliyor.

Son tahlilde önümüzdeki yol, stratejik taşınma ile finansal ihtiyat arasında dikkatli bir denge gerektiriyor. Liderler, yüksek maliyetlerin yalnızca politikalarla aşılamayacağını biliyor. Akıllı konum tercihleriyle yönetilmeli ve güçlü finansal enstrümanlarla desteklenmeli. Birlik vurgusu sahneyi hazırlıyor; ancak Türk ihracatının geleceğini belirleyecek olan Anadolu planının uygulaması olacak. Sektör önümüzdeki çeyreğe ve sonrasına bakarken, bu güçlerin hizalanması kritik önem taşıyacak. 2026 tablosu, birlikler içinde siyasi irade kadar devlet kurumları üzerinden pratik destek de talep ediyor. Yüksek maliyetlerin yarattığı sınamalar, ancak bu ikili yaklaşımla uygulanabilir ve uzun soluklu bir stratejiye dönüştürülebilir. İhracat sektörü, bugün liderlik ve konum konusunda atılacak adımların yıllarca sürecek rekabet üstünlüğünü belirleyeceği bir kavşakta duruyor.