Brüksel ile Pekin, Avrupa Birliği’nin yeni Sanayi Hızlandırma Yasası’nı devreye sokmasının ardından yüksek riskli bir ticaret restleşmesine kilitlenmiş durumda. Mart 2026’da açıklanan düzenleme, Birlik genelinde yerli üretim kapasitesini güçlendirmek için 200 milyar avroluk iddialı bir taahhüt anlamına geliyor. Ne var ki politika, Brüksel’i adil rekabeti baltalayan ve küresel piyasayı çarpıtan korumacı bariyerler inşa etmekle suçlayan Çin’in sert tepkisini tetikledi. Bu diplomatik gerilim, Pekin’in Avrupa Komisyonu yasanın tümüyle uygulanmasına geçerse hızlı karşı önlemler alacağını ilan etmesiyle, Çin-Avrupa ilişkilerinde kayda değer bir tırmanışı işaret ediyor. Hamle, Birliğin dış kaynaklı arz şoklarına karşı ekonomik egemenliğini güvenceye almaya çalıştığı bir dönemde Avrupa’nın daha katı bir ekonomik milliyetçiliğe yöneldiğinin sinyalini veriyor.

Anlaşmazlığın odağında, kamusal alımların ve devlet yardımlarının Avrupa’da üretilmiş düşük karbonlu teknoloji ve ürünlere öncelik tanıması şartı yer alıyor. Brüksel’deki savunucular bunun, istikrarsız dış tedarik zincirlerine bağımlı kalmadan güvenlik ve iklim hedeflerini tutturmak için gerekli olduğunu söylüyor. Ancak Çin Ticaret Bakanlığı bu çerçeveyi bütünüyle reddederek girişimi, yerleşik ticaret normlarını ihlal eden ve yabancı yatırımı sistematik biçimde ayrımcılığa uğratan bir adım diye nitelendirdi. Çin hükümeti, yerli içerik için getirilen sıkı tercihlerin Birlik içinde faaliyet gösteren Avrupalı olmayan şirketler açısından yapay dezavantajlar yarattığını; tarihsel olarak memnuniyetle karşılanan ortaklara fiilen kapıyı kapattığını savunuyor. Bu tutum, Pazartesi günü yayımlanan resmî açıklamada açıkça dile getirildi ve Pekin, önlemin karşılıklılık esasına dayalı bir ticaret ortamının ilkelerini zedelediği uyarısında bulundu.

European Business Magazine’in aktardığı haberlere göre Yasa, Çin’in kendi ticaret düzenlemelerinin bazı unsurlarını yansıtacak şekilde tasarlandı; ancak eleştirmenler AB versiyonunun samimi bir güvenlik tedbirinden çok misilleme aracı olarak kullanıldığını öne sürüyor. Gerilim, Pekin’in yasayı küresel ekonominin kilit sektörlerindeki ekonomik üstünlüğüne yöneltilmiş doğrudan bir meydan okuma olarak görmesine varmış durumda. Brüksel’in 200 milyar avroluk sanayi hamlesiyle Avrupa pazarını açıkça hedeflemesi, geleneksel ticaret serbestleşmesi yerine stratejik özerkliği öncelemeye hazır olduğunun göstergesi. Pekin’de bu politika değişimi yalnızca ekonomik bir ayarlama değil, güç dengesini yeniden şekillendirmeyi amaçlayan jeopolitik bir manevra olarak yorumlanıyor. “Avrupa’da Üretilmiş” tercihinin, Pekin tarafından açık piyasa ilkelerine doğrudan bir ihlal olarak görüldüğü belirtiliyor.

Yasanın etkisinin dört stratejik sektörde en sert şekilde hissedilmesi bekleniyor; ancak erken dönemdeki raporlarda sektör adları tam olarak netleşmediği için şirketler dışlama alanlarının kapsamı üzerine tahmin yürütmek zorunda kalıyor. Bu alanlar modern imalatın zirvesini temsil ediyor ve yeşil enerji, otomotiv ile teknoloji altyapısının geleceği açısından kritik önem taşıyor. Çinli ihracatçılar için kısıtlamalar, pazara erişimin aniden kaybedilmesi ya da ürünlerini Avrupa pazarında rekabet edemez hâle getirecek ölçüde artan uyum maliyetleri anlamına gelebilir. The Silicon Review, Çin’in Brüksel’e on yılı aşkın süredir yönelttiği en doğrudan uyarı atışını yaptığına dikkat çekerek diplomatik risklerin önceki ticari anlaşmazlıklara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğunu vurguluyor. Mesaj net: AB mevcut çizgisinde ısrar ederse Çin, çıkarlarını korumak için aynı sertlikte karşılık vermekten geri durmayacak.

Analistler, misilleme adımlarının birbirini tetiklediği bir ticaret savaşının riskinin artık somut ve yakın olduğunu söylüyor. Karşılıklı ticaret bariyerleri yeni değil; ancak 200 milyar avroluk taahhüdün ölçeği ekonomik denklemi tümüyle değiştiriyor. Çin kendi karşı önlemlerini devreye alırsa, büyük olasılıkla Çin bileşenlerine bağımlı olan ya da Asya pazarına yüksek hacimde ihracat yapan Avrupalı sektörleri hedef alacaktır. Bu da Avrupalı tüketicilerin, geçmişte rekabetçi fiyatlarla ithal edilen ürünlerde daha yüksek fiyatlar ve daha düşük erişilebilirlikle karşılaşabileceği; bunun da enflasyonu körükleyebileceği bir tablo yaratıyor. Böyle bir misilleme, Avrupa’nın önemli ihracat çıkarlarının bulunduğu sektörleri hedef alarak iki kıtada da büyümeyi zayıflatabilecek bir ekonomik sürtünme geri besleme döngüsü oluşturabilir. Bozulma riski yalnızca gümrük tarifeleriyle sınırlı kalmayıp, yıllardır Avrupa ekonomik politikasını şekillendiren yatırım akışlarını ve ortak girişimleri de etkileyerek ortaklıkta uzun vadeli yapısal hasara yol açabilir.

Taraflar uzun soluklu bir bilek güreşine hazırlanırken, bu anlaşmazlığın politik ağırlığı hafife alınamaz. Avrupa Komisyonu’nun Sanayi Hızlandırma Yasası’yla ilerleme kararı, kıtayı ister jeopolitik çatışmalardan ister süregelen küresel krizin yarattığı tedarik zinciri oynaklığından kaynaklansın, dış şoklara karşı yalıtma arzusunun daha geniş bir yansıması. Ancak Pekin’den gelen tepki, bu yalıtımın, kilit ortakları yabancılaştırabilecek yüksek bir siyasi bedel taşıyabileceğini gösteriyor. Görüşmeler sürerken iki taraf da bu yeni stratejik rekabet çağında kimin önce göz kırpacağını görmek için karşı tarafın kararlılığını ölçüyor. Bahis, yalnızca ikili ilişkiyi aşarak Avrupa’nın ticaret ortağı olarak güvenilirliğine dair uluslararası algıları da etkiliyor. Önümüzdeki haftalar, bu çekişmenin diplomatik bir sürtüşme olarak mı kalacağını yoksa küresel ticaret dinamiklerinde yapısal bir dönüşüme mi evrileceğini belirleyecek.

Uluslararası iş dünyası açısından sinyal, artan parçalanma ve risk yönünde. Avrupa ve Çin pazarları arasındaki derin entegrasyon dönemi, verimliliğin değil hizalanmanın daha fazla önem kazandığı, daha iki kutuplu bir sistem lehine kapanıyor gibi görünüyor. Sınır ötesi faaliyet gösteren şirketler artık tedarik kararlarında fiyat ve kalite kadar siyasi sadakat ve yerli içerik şartlarının da ağır bastığı bir zeminde yol almak zorunda. AB’nin sanayi kapasitesini hızlandırma hamlesi geleceğini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak Pekin’in tepkisi, bu güvenliğin bedelinin küresel işbirliği para birimiyle ödenebileceğine işaret ediyor. Karşı önlemler tehdidi ilişkinin üzerinde asılı dururken dünya, ekonomik sonuçlar geri döndürülemez hâle gelmeden diyalogun galip gelip gelemeyeceğini izliyor.