Günümüz Ortadoğu jeopolitiğinin oynak zemininde, yeniden alevlenen suçlamalar, aylar süren kırılgan diplomatik manevraları boşa çıkarma tehdidi taşıyor. Pazartesi günü Hizbullah, İsrail’le yürürlükteki ateşkes anlaşmasına ilişkin sert bir uyarı yayımlayarak Tel Aviv’i, Güney Lübnan’daki sivilleri tehlikeye atan mükerrer ihlallerle resmen suçladı. Örgüt, ateşkesin şartlarına bağlılığını sürdüreceğini söylese de, kullanılan dil açık bir ihtiyat notu taşıyordu: Lübnan’ı ve halkını yeni bir saldırganlığa karşı savunma hakkını saklı tutuyor. Bu retorik kayma, bölgede çatışma sonrası istikrar açısından kritik bir eşiğe işaret ediyor; güven zaten tarihî diplerdeyken, sınırın iki yanında aktörler askerî hesaplarını her gün yeniden ayarlıyor.
Hizbullah’ın işaret ettiği ayrıntılar, barışı ayakta tutması beklenen denetim mekanizmaları açısından kaygı verici bir tablo çiziyor. Şafak sonrası yayımlanan resmî açıklamada örgüt temsilcileri, Lübnan’ın güney iç kesimlerinde, ülkenin en büyük ve stratejik kentlerinden biri olan Nebatiye’de konut binalarını hedef alan son İsrail hava saldırılarına dikkat çekti. Saldırıların münferit olmadığı; Froun köyüne düzenlenen bir İHA saldırısını ve Meyfadun’daki ilave yıkımları da içeren bir vurma silsilesinin parçası olduğu bildirildi. Hizbullah’a göre bu adımlar, uluslararası arabulucuların çatışan güçleri ayırmak ve yerinden edilen nüfusun evlerine güvenle dönebilmesini sağlamak amacıyla varılan mutabakatın açık ihlali anlamına geliyor. Örgüt, sınır hattındaki her hareketi yoğun bir titizlikle izlediklerini vurgulayarak, egemenlik ve sivil korunmasına ilişkin kırmızı çizgiler aşıldığında bir taraftaki tırmanmanın diğer tarafta orantılı bir karşılık gerektirdiğini kaydetti.
Uluslararası ilişkiler gözlemcileri açısından bu karşılıklı beyanlar, yıllar süren çatışmalarla güvenin paramparça olduğu savaşlarda ateşkeslerin yapısal kırılganlığını bir kez daha ortaya koyuyor. İki tarafın da ihlal iddialarını dile getirmesi, aktif muharebe faaliyetleri durmuş olsa bile topyekûn savaş eşiğinin hemen altında kalan çatışmaların ya da hedefli saldırıların sürdüğünü düşündürüyor. Hizbullah’ın ateşkese bağlı kaldığını söylemesi önemli; ancak hemen ardından gelen “Lübnan’ı savunma hakkını saklı tutma” vurgusu, gerilimi düşürmeye dönük bir tavizden çok stratejik bir caydırıcılık işlevi görüyor. Bu ikili yapı, asimetrik savaşlarda sık rastlanan bir örüntüyü yansıtıyor: Bir taraf, uluslararası normlara uyum görüntüsünü korumaya çalışırken, aynı anda misilleme tedbirlerine hazırlanıyor ya da uyguluyor; böylece resmî olarak topyekûn savaşı yeniden başlatmadan rakibine baskıyı canlı tutuyor.
İddiaya konu ihlallerin geçtiği yerler, Nebatiye’nin büyük bir nüfus merkezi ve lojistik düğüm noktası olması nedeniyle özellikle hassas. Oradaki yerleşim alanlarına yönelik saldırılar, bağımsız gözlemcilerce doğrulanırsa, yalnızca yerel anlaşmaların değil, muharip olmayanların korunmasına ilişkin uluslararası insancıl hukuk ilkelerinin de ihlali sayılabilir. Froun ve Meyfadun’un da listeye eklenmesi, bu eylemlerin kapsamının cephe hattındaki siperlerin ötesine, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından istikrar arayan geri dönenler için güvenli sığınak olması umulan kırsal yerleşimlere kadar uzandığını gösteriyor. Bu coğrafi yayılım, geniş çaplı bir operasyonel yön değişikliğine ya da İsrail güçleri içinde, ateşkes şartları uyarınca hangi bölgelerin şu anda “yasak bölge” sayıldığı konusunda koordinasyon eksikliğine işaret ediyor olabilir; bu da çatışma hattının iki yanında komuta-kontrol yapıları hakkında sorular doğuruyor.
Uluslararası toplum, güven duyulan bir üçüncü taraf doğrulama mekanizması oluşmadan bu suçlamalar artarken derin kaygı içinde. BM barış gücü unsurları ve diğer diplomatik temsilciler durumu izlemeyi sürdürse de, müdahale etme ya da uyumu zorla sağlama kapasiteleri çoğu zaman New York’taki siyasi tıkanıklık ya da ortak bir cephe oluşmasını engelleyen bölgesel ihtilaflar nedeniyle sınırlı kalıyor. Hizbullah raporunda adı geçen sahalara ulaşan bağımsız soruşturma ekiplerinin olmaması, iki anlatıyı da tartışmalı bırakıyor: İsrail, bu saldırıların ardındaki operasyonel mantığını kamuoyu önünde ayrıntılandırmış değil; Nebatiye ve Froun’da vurulan tesislerin tam niteliğini ya da hedef statüsünü doğrulayan tarafsız bir teyit de bulunmuyor. Bu belirsizlik, her iki tarafın diğerinin eylemlerini diplomatik kanallarla düzeltilebilecek münferit olaylar yerine kötü niyetin kanıtı olarak gördüğü bir güvensizlik döngüsünü besliyor.
Lübnan açısından daha geniş sonuçlar son derece ağır; özellikle yeniden kitlesel yerinden edilme ihtimali ve zaten zayıflamış bir ülke üzerinde artabilecek ekonomik yük bakımından. Ateşkes yalnızca adı var kendi yok bir çerçevede kalır ve askerî baskı farklı etiketler altında sürerse, sivil nüfus üzerindeki psikolojik yük muhtemelen artacak; ateşkesin vadettiği uzun vadeli istikrar umudunun yerini belirsizlik alacak. Hizbullah için Lübnan egemenliğinin savunucusu konumunu korumak, siyasal meşruiyetinin merkezinde yer alıyor; ihlallere karşı zayıf kaldığı ya da yanıt veremediği algısı, içeride ve onları bölgede İsrail askerî üstünlüğüne karşı önemli bir denge unsuru olarak gören müttefikler nezdinde desteği aşındırabilir.
Öte yandan İsrail, bu saldırıların gerilimi düşürme yönündeki beyan edilmiş hedefleriyle nasıl bağdaştığını, barış haberlerine aç uluslararası kamuoyuna saldırgan görünmeden anlatma güçlüğüyle karşı karşıya. Hizbullah’ın konut yıkımına özellikle işaret etmesi, sahadaki operasyonları hâlâ stratejik amaçların ya da olası tehditlere ilişkin istihbarat değerlendirmelerinin yönlendirdiğini; bunun da kapsamlı bir çatışmasızlıkla çelişebileceğini ima ediyor. Kapalı kapılar ardında müzakereler sürerken dünya, bu retorik restleşmenin Güney Lübnan’daki barışın geride kalan yapılarını bir kez ve tümüyle paramparça edebilecek fizikî misillemelere dönüşmesini önleyecek diplomatik atılımların yeterince hızlı sağlanıp sağlanamayacağını izliyor. Önümüzdeki birkaç gün, bunun yönetilen bir ateşkes içindeki sınırlı sürtüşmeler mi yoksa ateşkesin bütünüyle çöküşünün ilk işaretleri mi olduğunu belirlemede muhtemelen kritik olacak; sonuçları İsrail ve Lübnan sınırlarının çok ötesinde yankı bulabilir.