Türkiye’nin güncel siyasi manzarasında önemli bir kırılmaya işaret eden bir gelişmeyle, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi arasındaki uzun süredir devam eden diplomatik sessizlik nihayet sona ermeye hazırlanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 28 Mayıs 2026’da AKP Genel Merkezi’ni ziyaret etmesi planlanıyor. Bu ziyaret, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının üç ay önce geleneksel bayram ritüellerini kesintiye uğratmasından bu yana, iki büyük blok arasında gerçekleşecek ilk resmî bayramlaşma anlamına geliyor. Bayramlaşmanın yeniden başlaması kararı, CHP liderliğine ilişkin karmaşık bir hukuki ve idari arka planın gölgesinde alındı; bu süreç, partinin bir yılı aşkın süredir kamuoyundaki duruşunu belirlemiş durumda. Bu buluşmanın etkisi basit bir nezaket ziyaretinin çok ötesine uzanıyor; siyasi protokollerin yeniden ayarlanacağına dair bir işaret taşıyor.
Son üç bayramdır, iktidar ile muhalefet arasındaki ilişki karşılıklı bir uzaklaşma hâlinde donmuştu. Türk siyasetinin kilit isimlerinden Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Türkiye’de asgari düzeyde sivil siyasal temasın göstergesi sayılan geleneksel bayramlaşmaya yönelik bir boykotu tetiklemişti. Üç aylık bu ara, gözlemciler tarafından yüksek kutuplaşmanın ve ülkenin kırılgan demokratik kurumlarında olası istikrarsızlığın işareti olarak yorumlandı. Buna karşılık, ziyaretin bayramın ikinci gününe konulması, normalleşme diline hesaplı bir dönüş hamlesi olarak okunuyor; zira bu dönem geleneksel olarak birlik fikrine ayrılır. Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” olarak bilinen ve parti içindeki önceki seçim zaferini fiilen hükümsüz kılan bir yargı kararının ardından göreve gelmişti. Bu sıra dışı iç hukuki mücadele, liderliğinin rengini belirledi; şimdi ise dışarıya verilecek siyasi sinyal, hem içeride hem seçmen nezdinde pozisyonunu istikrara kavuşturmak açısından kritik.
Analistler, AKP açısından mahkeme kararıyla göreve gelmiş bir lideri kabul etmenin, bunu doğuran parti içi dinamiklerden bağımsız biçimde yeni siyasi gerçekliği teyit etmeye dönük stratejik bir adım olabileceğini vurguluyor. AKP, Kurban Bayramı için kapsamlı bir program açıkladı; buna göre genel merkezde on altı farklı siyasi parti ağırlanacak. Geniş davet listesi, muhalefetin tek büyük partisi olma ağırlığını taşıyan CHP heyetinin özel anlamıyla yan yana duruyor. Programda ayrıca iktidar partisinin daha küçük partilere ayrı heyetler göndermesi de yer alıyor; bu da bayram döneminde kapsayıcı siyasal kanalları açık tutma çabasına işaret ediyor. Ziyaret, siyasi istikrarın seçim takvimlerinde ya da yargı kararları sırasında sıkça sınandığı kritik bir eşikte gerçekleşiyor. Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinin, kendiliğinden bir jestten ziyade AKP tarafından organize edilen geniş kapsamlı, planlı bir programın parçası olması, iki taraf arasında yüksek düzeyde idari koordinasyona işaret ediyor.
Bu buluşmanın daha geniş anlamı, kontrollü bir tansiyon düşürme hamlesi. Görüşmeyi kabul ederek her iki taraf da kendi tabanına, rekabetin sertliğini korusa da siyaseten tümden yabancılaşma eşiğinin aşılmadığı mesajını veriyor. Muhalefet açısından katılım, ilişkinin işlemci niteliği sürse bile AKP’nin davetinin ve mevcut yönetim mimarisinin meşruiyetinin fiilen tanınması anlamına geliyor. İktidar açısından ise “mutlak butlan” düzenlemesi altında Kılıçdaroğlu’nu ağırlamak, onu tanınan muhalefet muhatabı olarak kabul ederken, göreve gelişine yol açan iç yargı mekanizmalarını onaylamak zorunda kalmadan temas kurmayı mümkün kılıyor. Bu ayrım kritik; çünkü bayramlaşma ritüelini, muhalefet liderliğinin belirlenmesine ilişkin esaslı hukuki tartışmalardan ve partinin yapısını etkileyen devam eden yargı süreçlerinden ayırıyor. Böylece hükümet, muhalefetin iç hukuki ihtilaflarına dair tutumundan ödün vermeden istikrar görüntüsü üretebiliyor.
Bu gelişme, ekonomi politikası, dış ilişkiler ve belediye yöneticilerini çevreleyen süren hukuki süreçler gibi başlıklarda belirgin kalan politika farklılıklarının tam bir uzlaşıyla kapanacağı anlamına gelmiyor. Daha ziyade, işleyen bir demokrasi için gerekli asgari protokol seviyesine dönüşü ifade ediyor. Türk siyasetinde bayramlaşmanın yokluğu çoğu zaman derin kırılmaların göstergesi kabul edilirken, geri dönüşü de kutlama dönemlerinde açık çatışmadan kaçınma iradesi olarak okunur. Bayramın ikinci gününe denk gelen zamanlama da anlamlı: İlk günün yoğunluğuna kıyasla daha resmî ama daha az telaşlı bir temas imkânı sunuyor; medya görünürlüğünü de açılış gününün kaosu olmadan güvenceye alıyor. Bu titiz planlama, anın siyasi hassasiyetini pekiştiriyor.
28 Mayıs yaklaşırken, kısa bayramlaşma sırasında verilecek kamuoyu mesajlarına odaklanılacak. AKP Genel Merkezi’ndeki fiziki varlık bir çözülmeyi doğrulasa da, üç aylık sessizliği doğuran temel siyasi dinamikler hâlâ çözümsüz ve yasama gündemini etkilemeye devam ediyor. Soru artık “görüşecekler mi”den “bu görüşmenin şartları 2026 siyasi takvimi için ne anlama geliyor”a kayıyor. Bayramlaşmanın geri dönüşü, kopuşun görünür simgesini ortadan kaldırıyor; ancak altta yatan siyasi iklimin Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin hukuki statüsü ve mahkemeler tarafından belirlenmeye devam etmesi muhtemel. Bu temas, çatışmayı sıfırlamaktan çok bir “duraklatma” işlevi görüyor; bayram mevsiminde total yabancılaşma gösterisine gerek kalmadan rekabetin sürmesine alan açıyor. Ülkenin siyasi istikrarı ise artık bu diplomatik jestlerin kamuoyunda nasıl karşılık bulacağına bağlı.