Birleşmiş Milletler’de uluslararası diplomasinin yüksek riskli sahnesinde, Basra Körfezi’nin güvenlik dengelerini kökten değiştirebilecek yeni bir karar taslağı şekilleniyor. ABD ve önde gelen Körfez Arap ülkelerinin eş-sponsorluğunda, Mayıs 2026’nın başında sunulan metin, İran’dan stratejik Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisini yeniden tesis etmek için derhal adım atmasını talep ediyor. Çatışmanın tırmanmasından önce dünya ham petrolünün yaklaşık yüzde yirmisinin geçtiği bu kritik su yolu, ekonomik varoluş ve bölgesel istikrarın iç içe geçtiği daha geniş bir jeopolitik mücadelenin odağına yerleşmiş durumda. Güvenlik Konseyi’nin desteğini hedefleyen teklif, diplomatik baskı ile eşgüdümlü yaptırım tehdidini bir araya getirerek geçiş haklarını uygulatmaya yönelik şimdiye kadarki en kapsamlı girişim niteliğinde.
Kararın omurgası, Tahran’ın ticari gemilere yönelik tüm saldırıları durdurmasını, Washington ve müttefiklerinin “gayrimeşru” olarak nitelediği geçiş ücretlerini dayatmaya son vermesini ve güvenli geçişin sağlanabilmesi için deniz mayınlarının konumunu eksiksiz şekilde açıklamasını öngörüyor. Metin, acil güvenlik kaygılarının ötesinde insani bir görev de içeriyor; İran’a, hayati yardımların, gübrenin ve temel malların ulaştırılması için bir koridor oluşturulmasına yönelik BM çalışmalarına katılma ve bu çabalara imkan sağlama talimatı veriyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio tabloyu sert çizgilerle çizerek, İslam Cumhuriyeti’ni gemilere saldırı tehdidi ve mayın döşeme gibi saldırgan eylemlerle dünya ekonomisini rehin almakla suçladı. Yönetimi, her kararın uygulanabilir olması gerektiğini vurguluyor; duruma uygun yaptırımlar da dahil önlemlere izin veren BM Şartı’nın 7. Bölümü’ne atıfta bulunuyor.
Ne var ki kabul süreci ciddi diplomatik engellerle dolu. Nisan başında boğazın açılmasını amaçlayan benzer bir karar Çin ve Rusya tarafından veto edilmiş, Washington ile Körfez müttefikleri büyük hayal kırıklığı yaşamıştı. Mevcut taslak, güç kullanımına yetki verecek özel ifadeleri çıkaracak şekilde değiştirilerek, uyumu sağlamada askeri seçenek yerine yaptırım tehdidine dayanmayı hedefliyor. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, daraltılan bu teklifin, Tahran’ın Konsey’deki daimi müttefiklerinden veto tetiklemeden gerekli oyları alabileceği konusunda iyimser olduğunu dile getirdi. Buna rağmen Rubio, metinde yapılan sınırlı ayarlamaların, girişimi daha önce engelleyen ülkelerin muhalefetini önlemeye yetip yetmeyeceğinden emin olmadığını kabul etti.
Bu diplomatik hamlenin etrafındaki jeopolitik bağlam karmaşık ve Şubat sonlarında sertleşen bölgesel çatışmaya derinden bağlı. ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da bölgede askeri operasyon başlatarak bugünkü krizi tetikledi. Mayıs başı itibarıyla kırılgan bir ateşkes yürürlükte olsa da alttaki gerilimler güvenlik ortamını şekillendirmeyi sürdürüyor. Karar, tüm ülkelerin gemilerini saldırı ve provokasyonlara karşı savunma hakkını açıkça yeniden teyit ederken, diğer tüm ülkelere İran’ın boğazı kapatmasına ya da yetkisiz geçiş ücreti uygulamasına yardım etmemeleri talimatını veriyor. Ayrıca güvenli geçişi çatışmasızlaştırma ve koordinasyon çabalarına destek ifade ediyor; üye devletleri bölgede kalıcı barış için diyaloğu ve istişareleri güçlendirmeye teşvik ediyor.
Ekonomik açıdan riskler daha yüksek olamaz. Hürmüz Boğazı küresel enerji ihracatı için hâlâ bir boğaz noktası; kapanması ya da aksaması uluslararası piyasalarda şok dalgaları yaratıyor. Analistler, ABD’de benzin maliyetlerinin savaş öncesi seviyelere kıyasla şimdiden yüzde elli iki arttığına dikkat çekiyor; bu artış tedarik zincirlerine dair anlık piyasa kaygısını yansıtıyor. Petrol fiyatları çatışma bölgesinden gelen haberlere göre dalgalanırken, boğazın istikrarı küresel ekonomik görünümle doğrudan bağlantılı hale geliyor. Katar’ın BM Büyükelçisi Aly’ye göre, savaş öncesi trafik düzeylerinin yeniden sağlanması yalnızca lojistik bir tercih değil; BM sözleşmeleriyle belirlenen ve uluslararası ortak sorumluluk olarak paylaşılan bir talep.
Tahran’ın diplomatik açılımlara yanıtı ise meydan okur nitelikte. İslam Cumhuriyeti, bir yandan ABD ile bir barış anlaşmasını gözden geçirirken, öte yandan Hürmüz Boğazı’ndaki taşımacılığı kontrol etmek üzere yeni bir kurum kurduğunu duyurdu. Dini Lider Ali Hamaney, Tahran’ın nükleer ve füze kabiliyetlerini koruma konusunda kararlı olduğunu söyleyerek, İran’ın stratejik tercihlerini sınırlamaya dönük her kararın direnişle karşılaşacağı mesajını verdi. Yeni kurum, su yolu üzerindeki denetimi resmileştirme niyetine işaret ederek, BM’nin mayın temizliği için belirli bölgeler saptama ve insani koridorlar oluşturma çabalarını daha da karmaşıklaştırıyor. Bu idari değişim, İran hükümetinin uluslararası baskıya rağmen bölgede pazarlık gücünü muhafaza etme kararlılığını ortaya koyuyor.
Kararın geçmesi için özellikle Çin’in tutumu konusunda yoğun diplomatik manevralar yürütülüyor. ABD, Pekin’i kararı veto etmemeye, en azından çekimser kalmaya ikna etmek amacıyla en üst düzeyde ciddi bir diplomatik çaba içinde. Bu hamle, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gelecek hafta yapılması planlanan görüşmenin hazırlıklarıyla aynı döneme denk geliyor. Bu üst düzey temasların sonucu, Güvenlik Konseyi oylamasını etkileyebilir; ABD büyükelçisi, ABD ve İsrail saldırılarına değinmeden İran’ı kınayan belirli ifadelerin bazı üyeler için takıldığı nokta olduğunu ima etti. Trump yönetimi, savaş öncesinde dünya ham petrolünün yaklaşık yüzde 20’sini taşıyan boğazda seyrüsefer serbestisini yeniden tesis etmeye çalışıyor ve bunu mevcut dış politika gündeminin öncelikleri arasında görüyor.
Sonuçta bu kararın başarısı, Birleşmiş Milletler’in küresel sorunları çözebilen bir kurum olarak gerçek bir sınavı niteliğinde. Taslak kabul edilirse, daha önce reddedilen sulandırılmış versiyonlardan bir kopuşu işaret edecek. Güvenlik Konseyi iç bölünmelerini aşabilirse, uluslararası toplumun yaptırım tehdidiyle seyrüsefer haklarını uygulatmaya istekli olduğu mesajını verecek. Önümüzdeki günler, diplomatik koalisyonun ayakta kalıp kalamayacağını ya da Basra Körfezi’nin jeopolitik gerçeklerinin çok taraflı kurumların etkinliğini zorlamayı sürdürüp sürdürmeyeceğini gösterecek. Küresel gıda güvenliği açısından da sonuçlar kayda değer; karar, gübreye erişim ihtiyacını özellikle vurgulayarak enerji altyapısını, kırılganlığın arttığı bir dönemde tarımsal istikrarla doğrudan ilişkilendiriyor. Ekonomik, askeri ve insani kaygıların bu kesişimi, oylamanın yankısının Güvenlik Konseyi salonunun duvarlarının çok ötesine taşmasını kaçınılmaz kılıyor.